Ben de bir çok oyuncu gibi çekingenim



Nevra Serezli, Türk sineması ve tiyatrosuna emek vermiş bir çok oyuncu gibi kendisinin de aslında çok çekingen olduğunu anlattı.
Star TV'de Sibel Turnagöl'ün Keyf-i Sibel programına konuk olan tiyatrocu Nevra Serezli, "Kendimden hiç emin değilim" diyerek kimse inanmasa da çok çekingen bir insan olduğunu söyledi.

Haberin Devamı...

http://www.televizyongazetesi.com/?im=yhs&hn=33195

Kaynak:Televizyon Gazetesi
Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yerli Dorothy, Blanche ve Rose...

Dorothy, Rose, Blanche ve Sophia’lı “Altın Kızlar”ın bizde Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Nevra Serezli ve Fatma Girik’le yerlisi yapıldı. Fikir gayet iyi. Yani bu diziyi yerli formata dönüştürmek, metni “yerli ve bize göre” yazmak tutacak bir iş.
Şimdi bir kere şunu belirteyim, TRT’de yayınlanan “Altın Kızlar”ın seslendirmesi mükemmeldi. Yani bir yerde o karakterleri canlandıran aslında, onları seslendirenler oldu ve biz onları severken seslendirmeyi sevdik.

Bir tek Nevra Serezli öne çıkıyor
Gelelim yerlisine... Kendi sesleriyle konuşuyorlar. Böyle olunca, aralarından sadece biri öne çıkıyor. Fettan, çapkın kadın Nevra Serezli... Nevra Serezli tiyatrocu bir kere, oradan  1 - 0 önde başlıyor. Ne Türkan Şoray ne Hülya Koçyiğit ne de Fatma Girik, kendi rollerinin esprisindeler. Bu onların mı yoksa diziyi çekenlerin mi hatası? 

“Tatlı Hayat” güzeldi
Bakın bir örnek vereyim, Türkan Şoray “Tatlı Hayat” dizisinde başarılıydı. Çünkü onunla birlikte oynayan çok iyi bir kadro vardı. Onu besliyordu. Bununla birlikte sekiz dizisi oldu Şoray’ın. Bir de tabii ki “İkinci Bahar”... Ama onun dışında pek hatırlanan yoktur.
Mesela “Tatlı Betüş” aslında onu öne çıkarmak için iyi bir fırsat olmuştu ama kaynadı gitti.

Dizileri hatırlanıyor mu?
Hülya Koçyiğit dört dizide oynadı. Fatma Girik altı dizide oynadı bu da yedincisi. Yani bence kendi başlarına bunun altından kalkmaları zor. Tanınmış tiyatrocu bir ekip seçilseydi...
Bu arada metin de zayıf kalıyor. Didaktik bir yapı. Birbirinden kopuk. Bir tek Nevra Serezli vurguları tiyatrocu tecrübesiyle alıp tek başına götürüyor. İşte mesela bir Suna Keskin olacaktı, ilk aklıma gelen... Ya da bir Hümeyra... 

Ergenosaman
STV’nin ana haber bülteni “Ergenekon bülteni” şeklinde. Başka bir konu yok. Yine inciler döktürüyordu. Doğan Gazetecilik İcra Kurulu Üyesi Tijen Mergen’in gözaltına alınması haberinde şöyle bir cümle kullanıldı; “Basın desteği ile tanınıyordu” diye... Ne desteği? Milliyet Gazetesi’nin “Baba Beni Okul Gönder” adı altında bir projesi vardı ve Mergen onun başındaydı. ÇYDD ile ortak bir çalışma yapıldı. Cümleye bakın ne kadar basit ve lakayıt.
ÇYDD ayrıca PKK, TKP-ML, DHKP-C üyesi gençlere de burs veriyordu! İddia ediliyor diyor kanal tabii ki! ÇEV Başkanı için; “Bütün aralamalara rağmen bulunamadı” diye laf etmişler. Kanser tedavisi için yurtdışında olduğu biliniyordu. Yok önceden haber almış, kaçmış! Yani buna demeye getiriyorlar!
Bir de tabii bu 12. dalgayı protesto eden isimlere çok kızdılar! “Kendini aydın zanneden” havalarında cümleler ve tehdit dolu açıklamalar da yapmışlar. Tarık Akan, Müjdat Gezen filan... Bu buluşan isimlerin kimilerinin de “ateist” olduğunun altı çizildi! Hani burada da akılları sıra “işte bunlar zındık” demeye getiriyor. Ahh ahh neyse zaman her şeyin ilacıdır. 

Kaynak:Milliyet Gazetesi - Sina Koloğlu
Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yerli Altın Kızlar başladı başlamasına da...

Bir zamanlar, herkesin bayılarak izlediği o ünlü diziye bir altın değer katıldı mı peki?

Böyle bir hedefi yoktu denilebilir tabii.

Ama o zaman da, ‘başarılı olmuş bir dizinin tekrarı neden yapılsın ki’ diye sormaz mı seyirci?

Bunca yıl sonra yapılan bir tekrarın, orijinalinden daha ileride, daha etkili ve başarılı olması gerekmez mi?

Bırakın dahaları, hiç olmazsa aynı başarıyı göstermelidir bana göre; aksi halde yeni bir şey yaratamamanın sancılarıyla, başarılı eski bir diziye tutunmaya çalışıldığı düşünülebilir.

Seyircinin belleğinde orijinal Altın Kızlar dizisi pozitif hanede yer almıştır çünkü ve hatırası da canlıdır hâlâ.

Pazar akşamı atv’de ilk bölümü yayınlanan yerli Altın Kızlar’daki, Türk sinemasının ve tiyatrosunun duayen yıldızları, insana ister istemez, orijinali yıllar önce Türkiye’de yayınlanmış olan sempatik dizinin kendi türündeki başarısını hatırlatıyordu.

Seyirci kıyaslıyor zira; özellikle ilk seyrettiği başarılıysa, onu taklidiyle mukayese etmekten hiç kaçınmıyor.

Orijinalindeki akıllı Dorothy karakteri, yerli versiyonunda İsmet olmuş. İsmet’i Hülya Koçyiğit canlandırıyor. Safiyetiyle ünlü Rose’un adı ise yerli Altın Kızlar’da İnci; onu da Türkan Şoray canlandırıyor. Çapkın Blanche’ı, Gönül adıyla Nevra Serezli; Dorothy’nin zeki, külyutmaz annesi Sophia’yı ise Safiye adıyla Fatma Girik oynuyor.

Bütün bu karakterler, yerli versiyonlarında ne kadar kabul görecek, bunu zaman gösterecek.

Henüz bir bölüm izledik çünkü.

Bu yüzden de yerli Altın Kızlar dizisine toleranslı yaklaşmak durumundayız elbet. (Ama drama ve oyunla ilgili işaretler pek umut verici gözükmüyor o da ayrı. Ve, ilk bölüm olmasına rağmen, bizim Altın Kızlar dizisinin Doktor Adnan’ı için toleranslı bir eleştiri getirmeye de gerek yok bence. Zira Behzat Uygur’un oyunu ve tipi hiç uygun düşmemişti canlandırdığı karaktere.)

Bazı işler vardır ki, farklı bir midyumda üretilmiş olsalar da –konumuz televizyon- paydaşlarının geldikleri midyumun (sinema-tiyatro) kültürünü, sektörel birikimini ve mesleki performansını temsil ederler.

Altın Kızlar
dizisi, bu duruma çok uygun bir örnek; Türk sinemasının ve modern Türk tiyatrosunun bir kesiminin oyuncularının biraraya gelmesiyle, kaynak değerler de bir turnusol kâğıdında belirir gibi ortaya çıkıp netleşiyor ve böylece yeni değerlendirmeler için de imkân sağlamış oluyor.

Yerli Altın Kızlar dizisinin yapımcısı Armağan Çağlayan’ın altı yıllık hayaliymiş, Türk sinemasının divalarını bir araya getirmek.

Getirmiş de.

Ne diyelim, hayırlı olsun!

Kaynak:taraftar.com.tr
Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Sahada kavga

“Ekranda kavga var” görüşü iki büyüğün derbi maçında perçinlendi. Futbol rekabeti izlemek için televizyonları karşısına kurulanları şoke eden görüntüler, programlarda yayınlanmaya devam ediyor. Sanki maharetli bir iş çıkarılmış gibi. Toplumda eğitim eksikliği var diyoruz, sanatçılar, sporcular, dallarında ün yapmış kişiler örnek olmalı diyoruz. Diyoruz ama nafile.Bir anlık öfke patlaması sahayı karıştırıyor, eski dostlar “ezeli düşman” haline geliyor, rezillik ayyuka çıkıyor. Çok değerli yayıncılarımızsa, çocukları, gençleri hiçe sayıp yine reyting peşine düşüyor. Ekranın temizleneceği ve böylelikle ahlaken temiz, sistematik bir halk olabileceğimiz yönündeki umudumuz bu görüntülerle maalesef “ütopya”ya dönüştürüldü.
 
İçi boş diziler
Final vakti gelip çatmasına rağmen zorlama bölümleri yayınlanan dizilerden sıkılmayan, itici bulup uzaklaşmayan izleyici sayısı az. Binbir Gece ve Dudaktan Kalbe iki büyük örnek. Gelişmeleri yakalayıp, merak duygusunu tatmin etmek isteyenler bile soluğu “zapingte” alıyor. Özgün senaryo eksikliği, krizin tetiklediği tasarruf politikasıyla birleşince ise ortaya ambalajı albenili ancak “içi boş” yapımlar çıkıyor. Kanalların reyting ve reklam gelirlerinde birinci sırada yer alan dizilerle ilgili iyileştirme ve yenilik gerekiyor.
 
Zaman tanımalı
Altın Kızlar ekrana giriş yaptı. İlk bölümle ilgili çoğunlukla hemfikirim. “Eskimeyen yıldızlar”, tiyatro sahnesinin tozunu yutmuş Nevra Serezli karşısında bir miktar geri planda kaldı. Yaz aylarının lokomotifi olması planlanan diziye sabır göstermeli, efsaneleşmiş isimler, Şoray, Girik ve Koçyiğit’e komediye ısınmaları için zaman tanımalı. Oyunculuklarının “altın” değerinde olduğunu biliyoruz çünkü.
Kaynak:Yenigün Gazetesi-Yeşim Dinçer
Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Altın Kızlar: "Rabbim Etiler dedi"

BİR zamanlar vazgeçilmezimiz olan 'Altın Kızlar' dizisi, geçtiğimiz pazar günü tamamen yerli versiyonuyla aramıza döndü. Biliyorsunuz başrollerinde de Türkan Şoray, Nevra Serezli, Fatma Girik ve Hülya Koçyiğit var. Bu isimler bir araya gelince tanıtım kampanyası da hayli gösterişli oldu. Hatta Nurseli İdiz, Ergenekon sonrası sessizliğini bozup, "Benim fikrimdi, her yerde anlatınca çalındı" dedi.
Ama konuşmak yerine Armağan Çağlayan'ın yaptığı gibi Disney'den haklarını satın alsa daha şahane olurmuş. Dizinin başarısı adına bir şeyler söylemek için henüz çok erken. Ama ilk bölümün başında ilginç bir espri vardı. Fatma Girik'in canlandırdığı Safiye karakteri huzurevinden kaçıp bir taksiye atladığı gibi Altın Kızlar ın evini buldu. Kızı İsmet (Hülya Koçyiğit) şaşkınlıkla, "Anne evi nasıl buldun" deyince de ellerini gökyüzüne kaldırıp cevabı patlattı: "Rabbim Etiler dedi". Dizinin başarısı konusunda saptama için erken. Ama dört oyuncunun da rollerine nasıl asıldıkları ortada. Nevra Serezli, tiyatroyu hiç bırakmadığı için daha bir parlıyor içlerinde. Hülya Koçyiğit'in de orijinal Dorothy gibi biraz daha az süslenmesi gerekiyor. Yine de gayet eğlenceli bir iş olmuş.

Kış, artık gitsen...

SEVGİLİ Kış, bu yıl gerçekten şahaneydin. Öncelikle o güzel yağmurdan bahsetmek gerek. Günlerce yağdı. Tıkır tıkır camlarda dolaştı. Hayaller kurdurdu. Melankolinin şefkatli kollarına attı zaman zaman. Aylarca güneş yüzü görmediğimiz oldu. Aşıklar evlere kapanıp aşkın tadını çıkardılar. Ayrılanlar içinse muhteşem bir hüzün tablosu vardı doğada. Her yer kapkaranlıktı.
Hatta şartlar öyle mükemmeldi ki insanın sırf aşk acısı için aşık olup ayrılası geliyordu. Doğalgaz zammı filan, yerel seçim, odun kömür ne varsa idare ettik. Yazın çekilmiş kocaman gülümseyen fotoğraflarımız uzak birer anıya dönüştü. Ama kış, artık gidebilir misin? Hüzün de bir yere kadar be...

Şimdi bu formayı nasıl giyeceğiz?

BİR Fenerbahçeli olarak, en büyük keyiflerimden biri Galatasaray'ı yendiğimiz maçlardan sonra Fenerbahçe'min tişörtünü giyip koyu gazetedeki koyu Galatasaraylı arkadaşlarımın gözleri önünde dolanıp durmaktı. Onlardan fırça yedikçe de keyif katsayısı artar, keyif katsayısı yükselirdi. Ligin, Fenerbahçe'nin haline baktığımda pazar günkü derbi için fazla umudum yoktu. Ama yensek de yenilsek de pazartesi günü formamı giyecektim. Takımın zor gününde formama bağlılığım ile de kendimi şahane hissedecektim. Ama şimdi ne forma giyesim var ne de bir daha maç izle-yesim. Galatasaraylı bir çok taraftarın da aynı hisleri paylaştığını biliyorum.
Çünkü biz ölmeye gelen taraftarlardan değiliz. Görüntüler korkunç! Lugano'nın kafa atarken, Emre'nin ısırırken fotoğrafları var. Hele Volkan'ın adını duymak istemiyorum. Bu ilk değil son da olmayacaktır. Birbirinin boğazını sıkan, yumruk atmaya çalışan 'dünya markası' futbolcularımızın 'zavallı' halleri, gözümün önünden gitmiyor. Kasığında taşıdığı 'erkeklik genel merkezi'ni tribünlere gösterip zaten kavga ile delirmiş insanları yıkılmak üzere olan bir çatının üzerine çıkacak kadar sinirlendiren Volkan'a söyleyecek bir cümle bulamıyorum. Her şeyi cinsel organının kudreti ile çözmeye çalışan, futbolu bu hale getiren erkekler şimdi kına yakabilirler.

Eminim, Öykü'nün de hikayesi var

HER hikayenin iki tarafı vardır. Kötü hikayelerde kalplerimiz hep mağdurların yanında oluyor.İçinde dayak kelimesi geçen hikayelerde ise hep yiyen tarafın yanında oluyoruz. Çok kısa zamanda adı iki dayak yeme hadisesine karışan Tolga Karel, sevgilisi Öykü Çelik ile yaşadığı olay üzerine konuşmaya devam ediyor. Karel demiş ki; "Yanıma bir grup hayranım geldi, Öykü'de kıskançlık yaptı ve bana vurmaya başladı. Vurunca canım acımadı ama kalbim acıdı". Şiddet kimden gelirse gelsin, onaylanabilecek bir şey değil. Ama Tolga Karel'in de, eğer olay anlattığı kadar basitse, sevgilisinin neden birkaç hayranın kendisiyle konuşmasına böyle delirdiği konusunda çıkarımlar yapması lazım.
Öykü, bu öfke krizini Tolga'nın yaşattığı acı tecrübeler yüzünden geçirmiş olabilir mi? İnsan, kız arkadaşının ruhunu böylesine cendereye almalı mı? Ve bir kadın da bir grup hayranı-yla konuştu diye içinden sevgiliye dayak atacak kadar büyük bir öfke çıkarabiliyorsa neden bunu fark edip ilişkiyi sonlandırmaz? Hikayenin Öykü tarafını daha çok merak ediyorum.

Kaynak:Haber Türk - Rahşan Gülşan

Yazının Devamını Oku...

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki - Sonraki » GetRank