Armağan Çağlayan'la Cumartesi Geceleri
Ertesi günü pazardır…
Her gece yattığım saatten bir-iki saat daha geç yatarım o gecelerde.
Normal yatışım 02-03 olduğuna göre o gece 04-05’İ bulur.
Yazarım, okurum ve televizyon izlerim.
Birkaç duble rakı da renk katar geceme.
Son birkaç haftadır ise her şeyi bırakıp televizyonun karşısında çakılıp kalmaya başladım. Olamaz böyle bir şey ya… Valla olamaz…
Armağan Çağlayan diye bir adam var ekranlarda bir-iki yıldır. Bazen saygısız, bazen agresif ve çoğu zaman da herkese-her şeye ters… Çok itici geliyordu bana. O olduğu zamanlar o kanalı izlemiyordum.Hani, şu ünlü sunucu Okan Bayülgen’den duyduğum rahatsızlığın benzeri bir şey…
Kanal; Star Tv…
Saat gecenin 02’lerinde falan takıldım kanala, zira programın tam başlama saatini bir türlü öğrenemedim.
Birbiri ardına sanatçılar gelip-gidiyor ekrana.
Sanatçı dedim, şarkıcı ya da şarkıcı adayı değil…
Türk Sanat Müziği’nin, pop müziğin eski olmalarıma karşın bir türlü eskimeyen eski sanatçıları…1960’lı yıllardan bu yama dinlediğim ve izlediğim yaşayan tüm sanatçılar vardı. Zaten onun için sanatçı sözcüğünü kullanmaya özel bir özen gösteriyorm. 20-30-40 senedir ayakta kalabilenler.
Yani püf demekle iki kaset ya da cd’den sonra silinip gidenler değil.
Şu anda hangisini yazsam diğerine haksızlık etmiş sayarım kendimi. Onun içindir ki örnek bile göstermekten kaçınıyorum özenle.
Ama yine de geçen haftadan söz etmek istiyorum. Zira biraz bize özel olacak. Onun için isim vermekten de kaçınmayacağım.
Tarih 24 mayısı 25’e bağlayan gece. Saat gecenin 03.45’i…
Sahnede saçları arkadan bağlanmış, epey kilo almış bir sanatçı.
Kim mi? Hemen söyleyeyim: ZEKİ ÇETİN…
Evet yılların Türk Sanat Müziği sanatçısı…
Karabüklü… Bulak Köyü’nden Zeki ÇETİN…
Zeki Çetin söylüyor. Gerçekten söylüyor…Sonra düet yapıyorlar Armağan Çağlayan’la….Espriler, şakalaşmalar ve birbirinden güzel şarkılar…Gece, bir gelinin ardından sürüklenen bir gelinliğin sessizliği ve güzelliğiyle uzayıp gidiyor bir yerlere. İçimden şiir yazmak geliyor.
“Yıllar gelip geçiyor, doyamadım hiç aşka
Sensiz olmak da güzel .senle olmak bir başka”
Gerisini getiremiyorum. Zira şarkılar alıp götürüyor bir yerlere.
Zeki Çetin’i düşünüyorum.Geççiğimiz yıllarda çok büyük zorluklara düşmüştü ekonomik yönden. Bunu aşabilmek için de kimsenin aklına gelmeyen yöntemler bulmuş ve büyük destekler almıştı.
İstanbul Maltepe Sahil Yolu'nda Maltepe'nin hemen girişinde yer alan ŞATO PINAR, Anadolu yakasının en gözde restoranlarından birisi olarak gösteriliyor. Çok geniş bir panoramaya sahip olan Şato Pınar, Türk Sanat Müziği'nin güçlü seslerinden, değerli hemşerimiz Zeki Çetin'e ait.
Bildiğimiz ve duyduğumuz kadarıyla sanat ve magazin dünyasında yer alan bir çok ünlü belli zamanlarda Zeki çetin’in konuğu oluyorlar. En son bir programda Bülent ERSOY söz etmişti bu restorandan ve Zeki Çetin’den… Sanırım ramazan ayıydı.
Zeki çetin uzun yıllar önceleri gelirdi kentimize konser için.
Özel gecelerde ve eğlencelerde gelir; ya çok az bir ücret alırdı ya da hiç almazdı. Severdi buraları…Son yıllarda, hatta uzun zamandı göremez olduk.Gelse de zaten hayal kırıklığı yaşar sanıyorum. Zira o eski gelişlerinde olduğu gibi papyonlu-kravatlı, koyu renk giysili erkek seyircileri ile tuvaletleri içinde ışık ışık parlayan cumhuriyet kadınlarını bulamaz ki… Şarkı söylerken masalardan hiç yansımazdı çatal-bıçak sesleri. Çıt çıkmazdı koca salonlarda. Ses çıkması için “HEP BERABER” çağrısının gelmesi gerekirdi.
Şimdi gelse ve “her yer karanlık”ı okumaya kalksa oynamaya çalışan izleyicilerle, birbirine karışan çatal bıçak seslerinden bunalır kaçar.
Ama yine bir gün gelse diyorum kentimize ve para-pul istemese. Bir hayırsever işletmeci de maliyetine bir yemek verse... Çoğu emekli olup zor geçinen ama hanımefendi-beyefendi kimliklerini kaybetmemiş 40-50 çiftle birlikte , tarih olan o günleri bir daha yaşatsa….
Eski Karabük’ümüzü bir an için yine yaşayabilsek…
Karabük cumhuriyet kenti olduğu yılları yaşasa ve Zeki Çetin de o coşkulu ve usta sesini nakışlasa bu kentin göklerine…
Zor be dostlar, zor…
Armağan Çağlayan, ne hayaller kurdurdun bana be…
Ve saat gecenin 04.15’i… yine çok sevdiğim bir sanatçı var ekranlarda: YILDIRIM BEKÇİ… Daha ilk çıktığı yıllardan itibaren sevdiğim Yıldırım’ın şarkılarına dalıp gitmişim.
Birden saba makamından başlayan sabah ezanı odama girip şarkılarla harmanlanmaya başladı. İlahi bir duyguyla mazi ve gerçek müzik özlemi yoğrulup anlatımsız duygular uyandırdı yüreğimde.
Televizyonu , ışığı ve gözlerimi kapattım , bu yaşananlar rüyaysa uyanmayayım diye.
Cumartesi geceleri sizler de izleyiniz. İnanınız siz de seveceksiniz dostlar , eğer hala sevmesini unutmadıysanız …
Kaynak:brtv.com

0 yorum yazılmıştır