Semra'nım Avrupa'ya karşı


Perşembe gecesi Siyaset Meydanı'nda Avrupa Birliği'ni tartışmak üzere bekliyoruz.
Ertesi gün Türkiye'nin kaderi değişecek.
Avrupalı parlamenterler, siyasetçiler, yazarlar AB zirvesine saatler kala durumu değerlendirmek üzere stüdyoda hazır.
Ekranda ise 2 saattir "Ünlüler Çiftliği" var. Ahu Tuğba ve çiftlik arkadaşları, geyik muhabbetinde... Leyla Adalı'nın sabah nasıl gürültü yapıp Bora Gencer'i uyandırdığı tartışılıyor uzun uzun...
Saatler geçiyor, stüdyodaki Avrupalı parlamenterlerin hayretle izlediği bu manasız itişme bitmek bilmiyor. Nihayet duvardaki takvim 17 Aralık'a dönerken yayın başlıyor. Ve Ali Kırca, ülkenin tarihinde yepyeni bir günün başladığını müjdeliyor.

Tahsillinin Çiftlik sevgisi

Ertesi günkü izlenme raporları onu yalanlıyor. "Yeni gün" eskinin aynı... Tarihi adım filan da kimsenin umuru değil.
"Ünlüler Çiftliği", "en çok izlenen 100 program" arasında 20'nci sırada...
Siyaset Meydanı ise 99'uncu...
23.55'te Çiftlik'in yüzde 5 reytingi var. 24.00'te Siyaset Meydanı başlayınca bu, 1.2'ye düşüyor. Yani Ahu Tuğba tartışması bitip AB tartışması başlayınca seyirci kapatıp yatıyor. Bunu programın zaafı sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Çünkü ertesi gün Başbakan'ın tarihi açıklamaları da "Gelinim Olur Musun?" karşısında ağır hezimete uğruyor.
Türkiye'nin müzakere tarihi alması, Semranım'ın elenip altınları kaptırması kadar ilgi görmüyor.
Daha şaşırtıcısı şu:
Ülkenin okuyup yazmış, varlıklı kesimlerinden oluşan, "AB grubu"nda Çiftlik seyircisi daha fazla... Ortalama seyircide 20. sırada olan program, AB grubunda 13. sıraya yükseliyor.
Yani tahsilliler de magazine dost, AB'ye uzak...
Merak ediyorum; bu AB ile AB'ye giriş nasıl olacak?

"Türkiye duy sesimizi..."

Biliyoruz ki, Avrupa'da da durum farklı değil; hatta bu illet bize Batı'dan armağan...
O yüzden AB'de fazla yabancılık çekmeyeceğimiz söylenebilir.
Ama Avrupalıların biraz çekeceği kesin.
Şaşkınlık haberlere sızmış durumda:
Boston Globe'da yazan H.D.S. Greenway, Türkiye'nin "Avrupa değerleri"ne uyup uyamayacağını soruyor ve Türk Başbakanı'nın zinayı yasaklama girişimini hatırlatıp "Zavallı Erdoğan, Avrupa için zinanın ne kadar önemli olduğunu bilmiyor" diyor.
Ertesi gün European Voice, bu yazıyı tartışmaya açıyor:
"Zina gerçekten bir Avrupa değeri midir?"
Avrupa, Türkiye üzerinden kendini tartışıyor.
O yüzden bizim "AB'ye girince kokoreç yiyemeyeceğiz" diye endişelenmemize gerek yok; tersine Avrupalılar yakında her köşede bir Türk kokoreççisi açılmasından endişeli... Özetle "Avrupa, Avrupa duy sesimizi" sloganının devri kapandı.
Artık Avrupa biziz ve bundan böyle Avrupa'dan cihana ulaşacak sesimiz...

AKP'ye kötü haber

Şaka bir yana dünkü Avrupa gazeteleriyle Türk gazetelerini kıyaslayınca insan, diplomasinin ustalığına şapka çıkarıyor.
Çünkü aynı sonuca bakıp herkes kendi zaferini ilan ediyor.
Avrupalı meslektaşlarımızı şaşırtan alkışlı basın toplantısında Erdoğan'ın yüzünden "Zafer benim" mesajı okunuyordu.
Ama AKP fazla ümitlenmesin:
AB tarihi, müzakerelere başlayan hiçbir partinin, müzakerelerin sonunu görmeye ömrünün yetmediğini gösteriyor.
İktidar partisi, ağır tavizlerle dolu bir yıpranma sürecine hazır olmalı.
Bu yüzden Erdoğan'ın halkı oyalayacak kaynanalarla gelinlere ve çiftlik geyiğine daha çok ihtiyacı var.

Kaynak:Milliyet GAZETESİ - Can Dündar

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!

« Önceki - Sonraki » GetRank